Bu sabah erkenden açıköğretim bürosuna damladım.
Tek dersten kalanlara,bir üst sınıfa sorumlu geçebilme hakkı tanımışlar ve ben bunu dün akşam 5 te öğrendim.
Nisan başı vizeler var ve ben tek dersi çalışırken bugün itibariyle 6 baba ders daha eklendi :)
Şimdi seviniyorum bir yıl kaybetmedim kazandım.Ama kitabları görünce 1,5 ayda ne yapacağım diye kara kara da düşünmekteyim.
Sıkı maraton başlıyor bakalım :)
Ne üzüldüm ne sevindim.
Sabahları gazete faslını artık kısa tutmak zorundayım :(
İnternette yemek bloglarında sürtmeyi azaltmalıyım :)
Aşçıyla muhabbeti ufaktan terk etmeliyim.
Her boş geçen saniyemde vicdan azabı çekene kadar kıçımı kırıp ders çalışmayı denemeliyim :)
Kocaya bana bulaşmaması için bir aktivite bulmalıyım :))
***
Bu cumartesi yeğenim 2 yaşına basıyor.Daha geçen gündü sanki.
Doğduğunu öğrendiğim dakika işten kaçıp,halk otobüsünde ağlaya ağlaya hastaneye gittiğim günü hiç unutmayacağım herhalde.
Yeğen çok başka bir şey.İlk teyzelik.
Üzerinize kusması ve işemesi -evet maide üzerime işemişti uzun uzun :)
İlk teyze deyişi,ilk küfürü :)
Yürümeye alıştırmalar.Konuşmaya başlaması.Gülmesi.
Koskoca babamı,pamuk dedeye çevirmesi.
Askerdeki Safayı aileye unutturması.
Her cumartesi ablamı değilde yeğenin gelmesini beklemek.
Balkonda masanın üzerine altlığını serip üstüne Maide'yi koyup bütün aile fertlerinin salak salak çocuğu izlemesi :))
Ve bunun en büyük eğlence olması :))
Kabızlığının,sümüğünün,öksürmesinin bütün aileye dert olması.
Maide'nin şaklabanlıklarını gelene gidene anlatmak.
Maide Hüma benim ilk yeğenim.İlk gözağrımız.Yeni sorunumuz :)
Bu kadar laf ettik ne hediye alacam şimdi ben bu çocuğa şu hengamede :))
Ufak birşeyi de yediremeyiz şimdi :)
Hele bir gelsin şu cumartesi bakalım...
12 Şubat 2008 Salı
11 Şubat 2008 Pazartesi
EY ZAMAN! BENİ BİRAZ BEKLER MİSİN?
Bugün olaylı başladı diyebilirim.
Sabah sabah oturduğum koltuk çaat diye kırıldı,ben yere eğilmiş bir vaziyetteyken.
Ucuz kurtuldu boynum.
İşyerindekilerle hafif bir sinir harbi yaşadıktan sonra nihayet normale dönebildim.
Gazetelere göz attım.pazar ekleriyle birlikte.
Aynı hamam aynı tas.
Bu ülkeyi kaosa sürükleyecek tek bir insan var o da Aydın Doğan ve medyası.
Bilemiyorum bu vebali nasıl ödeyecekler?
Artık türban ve laiklik kelimelerini okuyunca kusmak istiyorum.
Vatanda bir röportaj var.Evli,dindar,okumuş yazmış,masterlı vs bir çift diyorki "ee biz yıllardır mahalle baskısı yaşıyoruz."
Okumanızı salık veririm.
Muhabir ne kadar zorlasada cevaplar güzel.
Bu haberleri okudukça hırslanıyorum.
Diyorum bunlar adam yerine koymuyorlarya dindarları,adamın alasını olup karşılarına,hatta ve hatta başlarına idareci olmak gerekiyor.Nereye baksalar kişisel donanımı muhteşem kapalı kızlar ya da sakallı erkekler :))
Ve bu konuda gerçek bir diaspora yaşıyorum kendi içimde.
Cahil,okumamış,sosyal hayattan habersiz kapalı kadınların hepsinin ama hepsinin yeni çağ ile birlikte en iyi üniversiteleri bitirmiş,master ya da yüksek lisanslı,en az bir yabancı dile vakıf,sosyalliğin dibine vurmuş,yurtdışı görmüş daha doğrusu kendi şehrinden başka şehir ve ülkeler görmüş,analitik düşünen,tartışmayı bilen,en önemlisi de ÖZGÜVENİ YÜKSEK insanlar olmasını,bu düşüncelerle yetişmiş evlatlara sahip olmalarını çok istiyorum.
Kendimde karınca kararınca en azından tahsilimi tamamlamaya çalışıyorum zaten.Bu haberleri de okuyunca hemen iktisat kitabımı çıkarıp cayır cayır ders çalışmak istiyorum :)
Yani bana etkisi bu kadar pozitif bu türban haberlerinin :)
Biraz daha zorlarlarsa yeni bir üniversite bile deneyebilirim :)
Ama tek bildiğim ve yapmaya çalıştığım şey lisans tamamlama programını,layıkıyla, 3 yılı aşmadan tamamlamak ve hedefime doğru kesinlikle ama kesinlikle yılmadan çalışmak.
İstediğimi başardığımda,ilk başta kendimle gurur duyucam.
Mağduriyetler bazı insanlarda kamçı görevi görüyor.Sanırım bende o taifedenim.
Er ya da geç istediğimi elde edicem Allah'ın izniyle.
Ve buna bu blog okurları şahit olacak.
Liseden bir arkdaşımla kendimize 5 yıl vermiştik geçen sene.
30 yaşımızda bir çok şey hallolmuş olacak inşallah.
Bu yazıyı yazarken bile içimi bir ateş bastı :))))
Hayatı sonuna kadar da yaşamak istiyorum bu süreç devam ederken.
Hiçbirşeyi ertelememek.Evliliğimin,yaşadığım şehrin,yaşımın hakkını vermek istiyorum.
Hani mutluluk bir şey olunca ya da olmayınca yaşanılan bir şey değil.
3-5 kg verince yada alınca,ev,araba,evlat,diploma,eş sahibi,zengin olunca daha mutlu olacağına inanır insanoğlu.
Benim yaşım 26 ve bunun ne kadar yanlış olduğunu çoktaan öğrendim.
Her zaman uğraşacağın bir mesele,çözmek zorunda kalacağın bir problem,sorun yaşadığın insanlar,ödemek zorunda kalacağın borçlar olacak ve bu kanun asla değişmiyor :)
Önemli olan,asıl bunlarla uğraşırken ne kadar mutlu olabildiğin.
Evet bütün mesele bu gerçekten.
Borçlar ödenirken,ev alma hayaliyle yanıp tutuşurken ve harıl harıl çalışırken,okulunu bitirmeye uğraşırken de hayat devam ediyor ve bir daha o günlerin,dakikaların geri GELMEYECEK.
Bu yüzden arka planda hedeflerinize emin adımlarla yürürken,ön planda akıp giden hayatı ıskalamamak lazım.
ÇÜNKÜ HAYAT KİMSEYİ BEKLEMİYOR.
Sabah sabah oturduğum koltuk çaat diye kırıldı,ben yere eğilmiş bir vaziyetteyken.
Ucuz kurtuldu boynum.
İşyerindekilerle hafif bir sinir harbi yaşadıktan sonra nihayet normale dönebildim.
Gazetelere göz attım.pazar ekleriyle birlikte.
Aynı hamam aynı tas.
Bu ülkeyi kaosa sürükleyecek tek bir insan var o da Aydın Doğan ve medyası.
Bilemiyorum bu vebali nasıl ödeyecekler?
Artık türban ve laiklik kelimelerini okuyunca kusmak istiyorum.
Vatanda bir röportaj var.Evli,dindar,okumuş yazmış,masterlı vs bir çift diyorki "ee biz yıllardır mahalle baskısı yaşıyoruz."
Okumanızı salık veririm.
Muhabir ne kadar zorlasada cevaplar güzel.
Bu haberleri okudukça hırslanıyorum.
Diyorum bunlar adam yerine koymuyorlarya dindarları,adamın alasını olup karşılarına,hatta ve hatta başlarına idareci olmak gerekiyor.Nereye baksalar kişisel donanımı muhteşem kapalı kızlar ya da sakallı erkekler :))
Ve bu konuda gerçek bir diaspora yaşıyorum kendi içimde.
Cahil,okumamış,sosyal hayattan habersiz kapalı kadınların hepsinin ama hepsinin yeni çağ ile birlikte en iyi üniversiteleri bitirmiş,master ya da yüksek lisanslı,en az bir yabancı dile vakıf,sosyalliğin dibine vurmuş,yurtdışı görmüş daha doğrusu kendi şehrinden başka şehir ve ülkeler görmüş,analitik düşünen,tartışmayı bilen,en önemlisi de ÖZGÜVENİ YÜKSEK insanlar olmasını,bu düşüncelerle yetişmiş evlatlara sahip olmalarını çok istiyorum.
Kendimde karınca kararınca en azından tahsilimi tamamlamaya çalışıyorum zaten.Bu haberleri de okuyunca hemen iktisat kitabımı çıkarıp cayır cayır ders çalışmak istiyorum :)
Yani bana etkisi bu kadar pozitif bu türban haberlerinin :)
Biraz daha zorlarlarsa yeni bir üniversite bile deneyebilirim :)
Ama tek bildiğim ve yapmaya çalıştığım şey lisans tamamlama programını,layıkıyla, 3 yılı aşmadan tamamlamak ve hedefime doğru kesinlikle ama kesinlikle yılmadan çalışmak.
İstediğimi başardığımda,ilk başta kendimle gurur duyucam.
Mağduriyetler bazı insanlarda kamçı görevi görüyor.Sanırım bende o taifedenim.
Er ya da geç istediğimi elde edicem Allah'ın izniyle.
Ve buna bu blog okurları şahit olacak.
Liseden bir arkdaşımla kendimize 5 yıl vermiştik geçen sene.
30 yaşımızda bir çok şey hallolmuş olacak inşallah.
Bu yazıyı yazarken bile içimi bir ateş bastı :))))
Hayatı sonuna kadar da yaşamak istiyorum bu süreç devam ederken.
Hiçbirşeyi ertelememek.Evliliğimin,yaşadığım şehrin,yaşımın hakkını vermek istiyorum.
Hani mutluluk bir şey olunca ya da olmayınca yaşanılan bir şey değil.
3-5 kg verince yada alınca,ev,araba,evlat,diploma,eş sahibi,zengin olunca daha mutlu olacağına inanır insanoğlu.
Benim yaşım 26 ve bunun ne kadar yanlış olduğunu çoktaan öğrendim.
Her zaman uğraşacağın bir mesele,çözmek zorunda kalacağın bir problem,sorun yaşadığın insanlar,ödemek zorunda kalacağın borçlar olacak ve bu kanun asla değişmiyor :)
Önemli olan,asıl bunlarla uğraşırken ne kadar mutlu olabildiğin.
Evet bütün mesele bu gerçekten.
Borçlar ödenirken,ev alma hayaliyle yanıp tutuşurken ve harıl harıl çalışırken,okulunu bitirmeye uğraşırken de hayat devam ediyor ve bir daha o günlerin,dakikaların geri GELMEYECEK.
Bu yüzden arka planda hedeflerinize emin adımlarla yürürken,ön planda akıp giden hayatı ıskalamamak lazım.
ÇÜNKÜ HAYAT KİMSEYİ BEKLEMİYOR.
8 Şubat 2008 Cuma
EKSİKLİKLERİMİZ.
Japonya’da bir çocuk on yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş.
Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış.
Büyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş.
Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya’nın ünlü bir judo hocasına gidip, yapılacak bir şey olup olmadığını sormuş. Hoca; “Getir çocuğu bir bakalım" demiş.
Ertesi gün baba oğul varmışlar hocanın yanına.
Hoca çocuğu süzmüş ve “Tamam demiş. Yarın eşyalarını getir, çalışmaya başlıyoruz.
Ertesi gün çocuk geldiğinde, hocası ona bir hareket göstermiş ve “Bu harekete çalış" demiş.
Çocuk bir hafta boyunca aynı harekete çalışmış.
Sonra hocasının yanına gidip; “Bu hareketi iyice öğrendim, bana başka hareket göstermeyecek misin? diye sormuş.
Hocanın cevabı, “Çalışmaya devam et" olmuş.
İki ay, üç ay, altı ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş. Bu bir yıl boyunca da hep aynı hareketi tekrarlamış. Hocasının yanına tekrar gitmiş;
“Hocam bir yıldır aynı harekete çalışıyorum. İyi de yapıyorum. Bana yeni bir hareket göstermeyecek misiniz? demiş. Hoca; “Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz"diye cevap vermiş.
İki yıl, üç yıl, beş yıl derken çocuk judodaki onuncu yılını doldurmuş. Bir gün hocası yanına gelip, “Hazır ol" demiş. “Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın."
Delikanlı şok olmuş. Hem sol kolu yok, hem de judoda bildiği tek bir hareket var.
Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş, ama hocasına saygısından hiç ses çıkarmamış.
Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken ikinci, üçüncü maç…çeyrek final, yarı final ve final…
Finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yıldır yenilmeyen şampiyonu çıkmış. Tam bir usta. Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş;
“Hocam demiş. Hasbelkader buraya kadar geldik. Ama rakibime bir bakın hele. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadar bana yeter. Bari çıkıp da rezil olmayayım. İzin verin turnuvadan çekileyim."
“Olmaz" demiş Hoca, “Kendine güven, çık, dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil"
Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği tek hareketi yapmış ve tak! Yenmiş rakibini ve şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş; “Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?
“Bak oğlum on yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir.
İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir!
******
“İnsanların eksiklikleri bazen aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir. Ama yeter ki bu eksiklik kafalarda olmasın"
Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış.
Büyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş.
Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya’nın ünlü bir judo hocasına gidip, yapılacak bir şey olup olmadığını sormuş. Hoca; “Getir çocuğu bir bakalım" demiş.
Ertesi gün baba oğul varmışlar hocanın yanına.
Hoca çocuğu süzmüş ve “Tamam demiş. Yarın eşyalarını getir, çalışmaya başlıyoruz.
Ertesi gün çocuk geldiğinde, hocası ona bir hareket göstermiş ve “Bu harekete çalış" demiş.
Çocuk bir hafta boyunca aynı harekete çalışmış.
Sonra hocasının yanına gidip; “Bu hareketi iyice öğrendim, bana başka hareket göstermeyecek misin? diye sormuş.
Hocanın cevabı, “Çalışmaya devam et" olmuş.
İki ay, üç ay, altı ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş. Bu bir yıl boyunca da hep aynı hareketi tekrarlamış. Hocasının yanına tekrar gitmiş;
“Hocam bir yıldır aynı harekete çalışıyorum. İyi de yapıyorum. Bana yeni bir hareket göstermeyecek misiniz? demiş. Hoca; “Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz"diye cevap vermiş.
İki yıl, üç yıl, beş yıl derken çocuk judodaki onuncu yılını doldurmuş. Bir gün hocası yanına gelip, “Hazır ol" demiş. “Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın."
Delikanlı şok olmuş. Hem sol kolu yok, hem de judoda bildiği tek bir hareket var.
Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş, ama hocasına saygısından hiç ses çıkarmamış.
Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken ikinci, üçüncü maç…çeyrek final, yarı final ve final…
Finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yıldır yenilmeyen şampiyonu çıkmış. Tam bir usta. Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş;
“Hocam demiş. Hasbelkader buraya kadar geldik. Ama rakibime bir bakın hele. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadar bana yeter. Bari çıkıp da rezil olmayayım. İzin verin turnuvadan çekileyim."
“Olmaz" demiş Hoca, “Kendine güven, çık, dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil"
Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği tek hareketi yapmış ve tak! Yenmiş rakibini ve şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş; “Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?
“Bak oğlum on yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir.
İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir!
******
“İnsanların eksiklikleri bazen aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir. Ama yeter ki bu eksiklik kafalarda olmasın"
7 Şubat 2008 Perşembe
EV KIZIYIM....
Araştırmalar türkiye'de kızların %66 sının hiçbirşey yapmadığını belirlemiş.
Yani ne okuyorlar,ne de çalışıyorlar.
100 kızdan 66 tanesi ev kızı.
Ev kızı kavramı sadece türkiye'de var sanırım :)
Zira avrupa ülkelerinde 18 yaşını aşmış bir gence ailesi bakmaya üşeniyor.
Biz ise maşallah evlendirene kadar evimizde misafir ediyoruz.Hiçbirşey yaptırmadan.
Benim gibi işkolik olanlar için bilmiyorum ev kızı/hanımı olmak nasıl birşey olur?
Ben ki 15 gün balayında evde sıkılmıştım.
Uzun bayram tatillerinde de hakeza.
Çalışmayı seviyorum ama işimi değil.Burada ufak bir ayrıntı var.
Birde çalıştığım işyerini sevsem o zaman değmeyin keyfime :)
Tabii çalışmanın da dezavantajları var.
Mesela evde ikamet eden arkadaşlarınızın hafta içi gündüz tertipledikleri hiçbirşeye gidemezsiniz.
Hasta olsanız veyahut devlet dairesinde yapmanız gereken bir işiniz varsa ,izin alıp gitmeniz lazım.Artı bir günde de halletmeniz gerekir işinizi.
Hasta derken öyle eften püften de değil.Yani ay başım ağrıdı,oram buram ağrıdı dur yatayım evde diyemiyorsunuz.
Yataktan kalkamayacak kadar şiddetli ise hastalık ,o zaman izin caiz oluyor :)
Çat kapı misafir ağırlayamıyorsunuz.Akşamları yavaştan evinizi temizleyip,ikramları hazırladıktan sonra anca :)
Bu gece sabaha kadar oturup,muhabbet edelim olayı zaten yok.Şayet yaparsanız ertesi gün işyerinde bir zombi olursunuz.
Vs vs
Avantajlarıda başka zamana artık...
Yani ne okuyorlar,ne de çalışıyorlar.
100 kızdan 66 tanesi ev kızı.
Ev kızı kavramı sadece türkiye'de var sanırım :)
Zira avrupa ülkelerinde 18 yaşını aşmış bir gence ailesi bakmaya üşeniyor.
Biz ise maşallah evlendirene kadar evimizde misafir ediyoruz.Hiçbirşey yaptırmadan.
Benim gibi işkolik olanlar için bilmiyorum ev kızı/hanımı olmak nasıl birşey olur?
Ben ki 15 gün balayında evde sıkılmıştım.
Uzun bayram tatillerinde de hakeza.
Çalışmayı seviyorum ama işimi değil.Burada ufak bir ayrıntı var.
Birde çalıştığım işyerini sevsem o zaman değmeyin keyfime :)
Tabii çalışmanın da dezavantajları var.
Mesela evde ikamet eden arkadaşlarınızın hafta içi gündüz tertipledikleri hiçbirşeye gidemezsiniz.
Hasta olsanız veyahut devlet dairesinde yapmanız gereken bir işiniz varsa ,izin alıp gitmeniz lazım.Artı bir günde de halletmeniz gerekir işinizi.
Hasta derken öyle eften püften de değil.Yani ay başım ağrıdı,oram buram ağrıdı dur yatayım evde diyemiyorsunuz.
Yataktan kalkamayacak kadar şiddetli ise hastalık ,o zaman izin caiz oluyor :)
Çat kapı misafir ağırlayamıyorsunuz.Akşamları yavaştan evinizi temizleyip,ikramları hazırladıktan sonra anca :)
Bu gece sabaha kadar oturup,muhabbet edelim olayı zaten yok.Şayet yaparsanız ertesi gün işyerinde bir zombi olursunuz.
Vs vs
Avantajlarıda başka zamana artık...
6 Şubat 2008 Çarşamba
YUH ARTIK !!!
Aydın Doğan'ın gazeteleri sabah bir haber verdiler.
"ezan eşliğinde linç " diye.birde kantinde bilmem ne baskısı.
Hah dedim başladılar.Daha yasa meclisten geçmeden :)
Okumadım bilerek.
Aynı haberi öteki gazetede de görünce okuyayım bari dedim.
Linç haberi kuzey ıraktan.Neyse rahatladım biraz.
Okudukça olayın vahşet olduğunu,iğrendiğimi hissettim.
Bir kadın kocasından şiddet görüyor ve yezidilerin karakoluna gidiyor şikayet için.
Yezidi polisler dilekçeyi alıp kadını tekrar ne akla hizmetse ailesine! teslim ediyorlar.
Haliyle olay başlıyor.Evdeki kızgın koca ve akrabalar döve döve kadını öldürüyorlar.
Yalnız olay GEÇEN SENE olmuş.
Bakar mısınız rezilliğe.
Niye şimdi ısıtıp veriyorsun ki.
hemde EZAN eşliğinde diyerek ne aşılıyorsun bilinç altına milletin.
Allah ıslah etsin bu bizim medyayı.
Sonumuz bunların yüzünden gelecek.
Yalnız haberi okurken cahilliğin sadece bizim topraklara has olmadığını ve kadının neden bu kadar aciz olduğunu düşündüm.Gerçekten çok üzüldüm o kadına.
Aslında bütün aciz kadınlara çok üzülüyorum ve gerçekten onlara en iyi duaları yapıyorum
Acizlik çok acıdır.
Evlenmeden önce kiracımız karısını döverdi gece.
Kardeşimle aynı odada yattığımız için uyanırdık.Ben kardeşimi gaza getirip duvara vurdururdum.
Olmadığı zamanlarda da kendim o görevi yapardım.
Biraz olsun dinerdi çığlıklar.
O an bütün uykum kaçar ve sinirlerim altüst olurdu.
Manzarayı çizeyim.
Daha karşısındakine iki çift laf edemeyen,düşük gelirli,ilkokul mezunu bir yaratık.Buna koca diyelim.
Ötekide ilkokul mezunu,ailesinin biran önce verip kurtulmak istediği bir dünya kız çocuğundan biri.Gariban.Kimsesiz.
İki tanede çocuk.Ama çocukların ikisininde psikolojisi bozuk.Hasta ruhlu çocuklar.
Şimdi o çocukları o hale getiren anne-babayı mı kesmek lazım yoksa o anne-babayı doğuran ana-babayı mı?
Ne zaman kadına şiddet olayını duysam,görsem,okusam rahat duramıyorum.
Zaten kiracıyıda uyardım bir gün.Kocayı.
Dedim"bir daha sesinizi duyarsam bilki polisi ararım haberin olsun"
Tabiki cevap verememişti zaten konuşma yeteneği olmayan bir yaratık idi kendisi.
Geçen gün öğrendim meğer kocada psikolojik sorunları olan biri.Babasından çok dayak yemiş!!!
Evet tahmin edildiği gibi balığımız kokmaya taaaa baştan başlıyor....
Zaten bir kadının erkeği dövme ihtimali çok zayıf.Fiziki olarak erkek güçlü yaratılmış.
Yani her ihtimalde rövanşı erkek kazanır, bu biline biline neden dövülüyor ki kadın.
Gerçi sebepler belli.
Parasızlık,yoksulluk yada yoksunluk,akıl hastalıkları,geçimsizlik.
Zaten evlenen insanlardan kan testi vs isteniyorya birde akıl sağlığı yerindedir raporu istenmesi lazım.
Bunun için gerekli yerlere mail atmayı düşünüyorum.
Kadın mutsuz ise hem erkek hem çoçuklar mutsuz olur.Mutsuz insanların öteki insanlara zararı gerçekten hafife alınmayacak kadar çok.
Dayak yiyen kadını güya yasalar koruyor.
Ama nasıl?
Dayak yiyen gidiyor polisimize.
Polis diyor abla karı-koca arasında olur böyle şeyler öpüşün barışın.
Ya da kadın inatçı çıktı attılar kabadayıyı içeriye.eee 3 gün sonra o adam çıkınca birden rehabilite olmuş,yumuşacık yumoş mu oluyor?ilk geldiği akşam karıyı ve çocukları kesiyor ya.
Yani kocasını şikayet edecek kadın nerede?Diyelim etti,ee o koca gelince delikten, kim koruyacak kadını?Yada kocası delikteyken kim bakacak kadına?maddi anlamda.Zaten kadının kimi kimsesi olsa o hale düşmez.
Diyeceğim,bu olay öyle ŞİDDETE HAYIR demekle olmuyor.
Diyen kadın nerede ne yapacak?mor çatıları da basıyor yurdum hanzoları...
Kadına şiddet bitmedikçe
Kız çocuğuna yapılan ayrım son bulmadıkça
Kız çocukları okutulmadıkça
Kadın maldan davardan çocuktan sonra gelmedikçe
Çalıştırıldıkları ortamda eşit haklara sahip olmadıkça
bu işin biteceğini sanmıyorum.
Önüme gelen her kız babasının beynini yıkıyorum:)
"Bak yarın birgün şerefsizin birine düşer yada allah korusun illa şerefsiz olmasına gerek yok ölürse koca yada sende ölürsen bu kız ortadamı kalsın.en azından ekmek kazanacak bir mesleği olmasın mı?dünyada herşey insan için.hele ki burası türkiye, nasıl bu kadar rahat oluyorsun.iyi kötü bak sana da faydası dokunur"
Tabi bu laflar evrim geçiren odunlar için biraz etkili oluyor ama geçirmeyenlerin kızlarına Allah sabır versin.
Bu kadın laflarında aklıma hep doğuda yasanmış bir vakıa gelir:kuş gribinde bir köylünün tavuklarını itlaf etmek için hizmetliler giriyorlar eve.Adam diyor ki vermem.istiyorsanız 3 karıdan birini götürün.!!!
İlk duyduğumda kahkahalarla gülmüştüm sonra o kadınlar aklıma geldi ve yine çok üzülmüştüm.
Tavuğu daha önemli demek ki karıdan.
Kadınların daha akıllı ve daha eğitimli olmaları gerekiyor.
BEŞİĞİ SALLAYAN EL DÜNYAYA HÜKMEDER NETEKİM.
"ezan eşliğinde linç " diye.birde kantinde bilmem ne baskısı.
Hah dedim başladılar.Daha yasa meclisten geçmeden :)
Okumadım bilerek.
Aynı haberi öteki gazetede de görünce okuyayım bari dedim.
Linç haberi kuzey ıraktan.Neyse rahatladım biraz.
Okudukça olayın vahşet olduğunu,iğrendiğimi hissettim.
Bir kadın kocasından şiddet görüyor ve yezidilerin karakoluna gidiyor şikayet için.
Yezidi polisler dilekçeyi alıp kadını tekrar ne akla hizmetse ailesine! teslim ediyorlar.
Haliyle olay başlıyor.Evdeki kızgın koca ve akrabalar döve döve kadını öldürüyorlar.
Yalnız olay GEÇEN SENE olmuş.
Bakar mısınız rezilliğe.
Niye şimdi ısıtıp veriyorsun ki.
hemde EZAN eşliğinde diyerek ne aşılıyorsun bilinç altına milletin.
Allah ıslah etsin bu bizim medyayı.
Sonumuz bunların yüzünden gelecek.
Yalnız haberi okurken cahilliğin sadece bizim topraklara has olmadığını ve kadının neden bu kadar aciz olduğunu düşündüm.Gerçekten çok üzüldüm o kadına.
Aslında bütün aciz kadınlara çok üzülüyorum ve gerçekten onlara en iyi duaları yapıyorum
Acizlik çok acıdır.
Evlenmeden önce kiracımız karısını döverdi gece.
Kardeşimle aynı odada yattığımız için uyanırdık.Ben kardeşimi gaza getirip duvara vurdururdum.
Olmadığı zamanlarda da kendim o görevi yapardım.
Biraz olsun dinerdi çığlıklar.
O an bütün uykum kaçar ve sinirlerim altüst olurdu.
Manzarayı çizeyim.
Daha karşısındakine iki çift laf edemeyen,düşük gelirli,ilkokul mezunu bir yaratık.Buna koca diyelim.
Ötekide ilkokul mezunu,ailesinin biran önce verip kurtulmak istediği bir dünya kız çocuğundan biri.Gariban.Kimsesiz.
İki tanede çocuk.Ama çocukların ikisininde psikolojisi bozuk.Hasta ruhlu çocuklar.
Şimdi o çocukları o hale getiren anne-babayı mı kesmek lazım yoksa o anne-babayı doğuran ana-babayı mı?
Ne zaman kadına şiddet olayını duysam,görsem,okusam rahat duramıyorum.
Zaten kiracıyıda uyardım bir gün.Kocayı.
Dedim"bir daha sesinizi duyarsam bilki polisi ararım haberin olsun"
Tabiki cevap verememişti zaten konuşma yeteneği olmayan bir yaratık idi kendisi.
Geçen gün öğrendim meğer kocada psikolojik sorunları olan biri.Babasından çok dayak yemiş!!!
Evet tahmin edildiği gibi balığımız kokmaya taaaa baştan başlıyor....
Zaten bir kadının erkeği dövme ihtimali çok zayıf.Fiziki olarak erkek güçlü yaratılmış.
Yani her ihtimalde rövanşı erkek kazanır, bu biline biline neden dövülüyor ki kadın.
Gerçi sebepler belli.
Parasızlık,yoksulluk yada yoksunluk,akıl hastalıkları,geçimsizlik.
Zaten evlenen insanlardan kan testi vs isteniyorya birde akıl sağlığı yerindedir raporu istenmesi lazım.
Bunun için gerekli yerlere mail atmayı düşünüyorum.
Kadın mutsuz ise hem erkek hem çoçuklar mutsuz olur.Mutsuz insanların öteki insanlara zararı gerçekten hafife alınmayacak kadar çok.
Dayak yiyen kadını güya yasalar koruyor.
Ama nasıl?
Dayak yiyen gidiyor polisimize.
Polis diyor abla karı-koca arasında olur böyle şeyler öpüşün barışın.
Ya da kadın inatçı çıktı attılar kabadayıyı içeriye.eee 3 gün sonra o adam çıkınca birden rehabilite olmuş,yumuşacık yumoş mu oluyor?ilk geldiği akşam karıyı ve çocukları kesiyor ya.
Yani kocasını şikayet edecek kadın nerede?Diyelim etti,ee o koca gelince delikten, kim koruyacak kadını?Yada kocası delikteyken kim bakacak kadına?maddi anlamda.Zaten kadının kimi kimsesi olsa o hale düşmez.
Diyeceğim,bu olay öyle ŞİDDETE HAYIR demekle olmuyor.
Diyen kadın nerede ne yapacak?mor çatıları da basıyor yurdum hanzoları...
Kadına şiddet bitmedikçe
Kız çocuğuna yapılan ayrım son bulmadıkça
Kız çocukları okutulmadıkça
Kadın maldan davardan çocuktan sonra gelmedikçe
Çalıştırıldıkları ortamda eşit haklara sahip olmadıkça
bu işin biteceğini sanmıyorum.
Önüme gelen her kız babasının beynini yıkıyorum:)
"Bak yarın birgün şerefsizin birine düşer yada allah korusun illa şerefsiz olmasına gerek yok ölürse koca yada sende ölürsen bu kız ortadamı kalsın.en azından ekmek kazanacak bir mesleği olmasın mı?dünyada herşey insan için.hele ki burası türkiye, nasıl bu kadar rahat oluyorsun.iyi kötü bak sana da faydası dokunur"
Tabi bu laflar evrim geçiren odunlar için biraz etkili oluyor ama geçirmeyenlerin kızlarına Allah sabır versin.
Bu kadın laflarında aklıma hep doğuda yasanmış bir vakıa gelir:kuş gribinde bir köylünün tavuklarını itlaf etmek için hizmetliler giriyorlar eve.Adam diyor ki vermem.istiyorsanız 3 karıdan birini götürün.!!!
İlk duyduğumda kahkahalarla gülmüştüm sonra o kadınlar aklıma geldi ve yine çok üzülmüştüm.
Tavuğu daha önemli demek ki karıdan.
Kadınların daha akıllı ve daha eğitimli olmaları gerekiyor.
BEŞİĞİ SALLAYAN EL DÜNYAYA HÜKMEDER NETEKİM.
5 Şubat 2008 Salı
DAVŞANGULAAA :)
Evet gazeteleri okurken hiç bu kadar uyuz olmamıştım.
Artık hürriyete sinir sistemim dayanmıyor ve çok garip artık merak etmiyorum özkök ne saçmalamış diye
Bu benim için iyi bir gelişme:)
Hani amaaaan gene ne saçmaladı kimbilir diye merakla okurdum şimdi ise gene aynı yöntemle belden aşağı gerizekalı yorumlarıyla,sağ gösterip sol vurmuştur kesin ne okuycam deyip geçiyorum sıradaki gazeteye.
Hoş al birini vur ötekine.
Bugün nazlı ılıcak'ta okur yorumlarıyla doldurmuş köşesini.
Biri diyor ki "TÜRBANLI KADINLARDAN DAHA MI AZ VERGİ ALIYORSUNUZ YADA TÜRBANLI KADININ ÇOCUĞUNU ASKERLİĞE ALMIYOR MUSUNUZ EE OZAMAN NEDEN EŞİT MUAMELE YOK?"
Çok beğendim vatandaşın beyin yapısını :)
İş sömürmeye gelince açık kapalı farketmez pamuk eller cebe..
Aaa birde şu var hem gülüyorum hem kızıyorum.
Neymiş...Yarın kapalı kızlar ünv ye girince açık kızların psikolojisini hiç düşünmüyor musunuz?
hah hah haaa
Ay neremle güleceğimi şaşırıyorum.Lafa bak allah aşkına?
E yavrucum siz 10 yıldır katsayı mağduru,istediğinden ve hatta hakettiğinden katbekat düşük bölümlerde okuyan kızların,başını artema musluk gibi açıp kapamak zorunda kalanların psikolojisini niye HİÇ düşünmüyorsunuz ya da düşünmediniz?
Açık kızlar kendilerini yalnız hissedeceklermiş :)))))))))))))
Hissetmezler merak etmeyin.Kendini vaktiyle bok çuvalı gibi hisseden bir insan olarak diyorum bunu....
Neyse gelelim davşangulaaana :)
Hani Cemil çiçek'in savunduğu bağlama biçimi.
Allahtan o yıllar çoktan geçmiş.Şimdi beni öldürseler o şekilde bağlamam başımı.
Ya biz kızlar arasında tiyatro yaparken bağlardık öyle.hafiften saç çıkmış hatta kulak :)
Şimdi düşünebiliyormusunuz 20 yaşında ,kadınlık hormonları olan,özgüveni oturmaya yeni yeni başlamış bir kızın davşangulaa bağladığını.Haa diyorlarki "bak işte demekki siyasal.olmasaydı bağlardı çene altından."
ya hacım sen manyak mısın kim bağlıyor başını öyle.Temizlikçiler bile bağlamıyor artık.Hoş onlarda artık cumhuriyetin kazanımlarına kavuştular ve özgürler :)
Amaan müjde ar ın dediği gibi bu mevzuu açığı da kapalıyı da sıktı.
En sonunda başbakanlık önünde bir protesto.
Türbanını kıçına bağlamış bir üniveriste öğrencisi :)))))))))))))
Velev ki kıçına bağlamış olsun gene mi yassah hemşerim :)???
Bu arada gerçek gündeme geçeyim.
Yarın peder emeklilik mektubunu elden alıyor allah izin verirse :)
Daha gerçek ve acı gündem ise maaşıma zam almadım bu ay.Almayacakmışız :(((
Bu sene zamsız geçti bakalım....
Evet bende o zaman söylüyorum içten içten :
turnam başım darda benim
şu yaban diyarda benim
bir sevenim var mı bilmem
gözden ıraklarda benim
çekerim turnam sineye
derdi sineye
bu yıl bize gülmek haram
belki seneye.....
Artık hürriyete sinir sistemim dayanmıyor ve çok garip artık merak etmiyorum özkök ne saçmalamış diye
Bu benim için iyi bir gelişme:)
Hani amaaaan gene ne saçmaladı kimbilir diye merakla okurdum şimdi ise gene aynı yöntemle belden aşağı gerizekalı yorumlarıyla,sağ gösterip sol vurmuştur kesin ne okuycam deyip geçiyorum sıradaki gazeteye.
Hoş al birini vur ötekine.
Bugün nazlı ılıcak'ta okur yorumlarıyla doldurmuş köşesini.
Biri diyor ki "TÜRBANLI KADINLARDAN DAHA MI AZ VERGİ ALIYORSUNUZ YADA TÜRBANLI KADININ ÇOCUĞUNU ASKERLİĞE ALMIYOR MUSUNUZ EE OZAMAN NEDEN EŞİT MUAMELE YOK?"
Çok beğendim vatandaşın beyin yapısını :)
İş sömürmeye gelince açık kapalı farketmez pamuk eller cebe..
Aaa birde şu var hem gülüyorum hem kızıyorum.
Neymiş...Yarın kapalı kızlar ünv ye girince açık kızların psikolojisini hiç düşünmüyor musunuz?
hah hah haaa
Ay neremle güleceğimi şaşırıyorum.Lafa bak allah aşkına?
E yavrucum siz 10 yıldır katsayı mağduru,istediğinden ve hatta hakettiğinden katbekat düşük bölümlerde okuyan kızların,başını artema musluk gibi açıp kapamak zorunda kalanların psikolojisini niye HİÇ düşünmüyorsunuz ya da düşünmediniz?
Açık kızlar kendilerini yalnız hissedeceklermiş :)))))))))))))
Hissetmezler merak etmeyin.Kendini vaktiyle bok çuvalı gibi hisseden bir insan olarak diyorum bunu....
Neyse gelelim davşangulaaana :)
Hani Cemil çiçek'in savunduğu bağlama biçimi.
Allahtan o yıllar çoktan geçmiş.Şimdi beni öldürseler o şekilde bağlamam başımı.
Ya biz kızlar arasında tiyatro yaparken bağlardık öyle.hafiften saç çıkmış hatta kulak :)
Şimdi düşünebiliyormusunuz 20 yaşında ,kadınlık hormonları olan,özgüveni oturmaya yeni yeni başlamış bir kızın davşangulaa bağladığını.Haa diyorlarki "bak işte demekki siyasal.olmasaydı bağlardı çene altından."
ya hacım sen manyak mısın kim bağlıyor başını öyle.Temizlikçiler bile bağlamıyor artık.Hoş onlarda artık cumhuriyetin kazanımlarına kavuştular ve özgürler :)
Amaan müjde ar ın dediği gibi bu mevzuu açığı da kapalıyı da sıktı.
En sonunda başbakanlık önünde bir protesto.
Türbanını kıçına bağlamış bir üniveriste öğrencisi :)))))))))))))
Velev ki kıçına bağlamış olsun gene mi yassah hemşerim :)???
Bu arada gerçek gündeme geçeyim.
Yarın peder emeklilik mektubunu elden alıyor allah izin verirse :)
Daha gerçek ve acı gündem ise maaşıma zam almadım bu ay.Almayacakmışız :(((
Bu sene zamsız geçti bakalım....
Evet bende o zaman söylüyorum içten içten :
turnam başım darda benim
şu yaban diyarda benim
bir sevenim var mı bilmem
gözden ıraklarda benim
çekerim turnam sineye
derdi sineye
bu yıl bize gülmek haram
belki seneye.....
1 Şubat 2008 Cuma
GÜL YETİŞTİRMEK ZOR ZENAAT EVLAT

Ümraniye belediye başkanı her cuma namazında farklı bir camiiye gidiyormuş.Bu hafta bizim burdaki camiideymiş sıra.
Konuşmadan sonra fidan dağıttı belediye araçları.
Ben yemek yerken mutfakta camdan elinde uzun kurumuş ağaç dalı ile insanlar koşarak gitmektelerdi.Meğersem fidanmış onlar :(
Aşçımızla kısa bir süre birbirimize baktık ve ne olduğunu anlamaya çalıştık.
Neyseki onun jetonu hemen düştü.
- aaa fidan dağıtıyorlaaaaar.
- koş havva abla koooooşş :)
ve 90kg luk havva abla koşa koşa gitti iki elinde gül fidanı saksısı ile geldi.
Orta boy gül fidanım var artık.
Acaba ne renk?
Acaba ölmeden çiçek açmasını sağlayabilecek miyim?
Odamda karşıma koydum,arada izleyerek işime devam ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)