13 Mart 2009 Cuma

2007-2008 İŞLETME 4 ARA SINAV SORULARI

MUHASEBE DENETİMİ VE MALİ ANALİZ
1-finansal tablolarda yer alan bilginindoğrluğu ve güvenilirliği nasıl sağlanır?
- genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uygun olması ile.
2- aşağıdakilerden hangisi denetimin tanımında kullanılan kavramlardan biri değildir?
- iç kontrol
3- kanıt ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
- işletme yöneticisi tarafından nesnel olarak elde edilir.
4-bir işletmenin faaliyet yordamlarının ve politikalarının,işletmenin herhangi bir bölümünün etkinliğinin ve verimliliğinin değerlendirilmesi amacıyla gözden geçirilmesi aşağıdaki denetim türlerinden hangisini ifade eder?
-faaliyet denetimini
5-bankaların işletmelere kredi vermeden önce yaptırdıkları denetim ne tür bir denetimdir?
-özel amaçlı denetim
6-mali tablolardaki bilgilerin doğruluğu ve yeterliliği konusundaki denetçi görüşü aşağıdakilerden hangisi ile oluşturulur?
-mali tablolardaki bilgilerle ilgili yeterli ve geçerli kanıt toplanmasıyla.
7-türkiye de mali tabloların bağımsız denetimini yapabilmek için aşağıdakilerden hangisine gereksinim duyulmaz?
-sermaye piyasasından izin almaya
8-türkiye de denetçinin uzmanlığını belirleyen ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?
-denetçinin 3568 sayılı yasayla belirlenen eğitim koşulunu sağlaması
9-aşağıdakilerden hangisi,denetçinin mesleki kişiliği ile ilgili genel kabul görmüş standartlardan biri değildir?
-görüş bildirme
10-aşağıdakilerden hangisi muhasebe ilkelerinde tutarlılık standardını açıklamaktadır?
-uygulanan muhasebe politika ve yöntemlerinin değişmemesi
11-finansal tablolarda sunulan bilginin finansal tablo kullanıcılarının kararlarını etkileyecek ölçüde yanlış olması aşağıdaki muhasebe kavramlarından hangisi le açıklanır?
-önemlilik
12-denetçinin önemlilik uygulamasında ilk belirlemesi gereken şey aşağıdakilerden hangisidir?
-önemlilik eşiği
13-denetçi “kabul edilebilir yanlışlığı “ hangi amaçla kullanır?
-denetim testlerinin alanını belirlemek
14-aşağıdaki risk kavramları ile ilgili ifadelerden hangisi yanlıştır?
-kontrol riskini denetçi yaratır.
15-çalışma kağıtlarının tipi,niceliği ve kapsamının belirlenmesinde,denetçi aşağıdaki faktörlerden hangisini dikkate almaz?
-denetlenen işletmenin karlılığı
16-“iç kontrol bir örgütteki kişilerin yaptıkları faaliyetler ve onun için sağladıkları imkanlar ölçüsünde başarılıdır” ifadesi,iç kontrol kavramının hangi özelliğini yansıtmaktadır?
-iç kontrolün insanlar tarafından gerçekleştirilmesini
17-bir işletmede yönetimin dürüstlük ve etik değerlere bakış açısı,iç kontrolün temel unsurlarından hangisinin en önemli belirleyicisidir?
- kontrol çevresi
18-denetçi bir işlem grubu veya hesap kalanı için iç kontrolün tamamen etkisiz olduğuna karar verirse,bu aşağıdakilerden hangisinin %100olduğu anlamına gelir?
-kontrol riskinin
19-denetçinin bir hesap kalanı veya işlem grubundaki önemli bir hatayı,uyguladığı tüm testlere rağmen bulamaması ihtimaline ne ad verilir?
-bulgu riski
20-aşağıdakilerden hangisi örnekleme dışı riski oluşturmaz?
-temsili olmayan bir örneklemin elde edilmesi
21-aşağıdakilerden hangisi istatistiksel olmayan örneklemedir?
-olasılığa dayanmayan örnekleme
22-denetçinin bir tutardaki yanlışlığı veya iç kontrol yordamlarındaki bir ihlali görmedeki başarısızlığına ne ad verilir?
-örnekleme dışı risk
23-denetçinin bir evren içindeki hataların toplam parasal tutarı hakkında sonuçlara varmasına olanak veren örnekleme türü aşağıdakilerden hangisidir?
-parasal birim örneklemesi
24-maddi doğruluk testlerinin amaçlarına hizmet eden ve yıl sonunda yapılan testler aşağıdakilerden hangisidir?
-analitik prosedürler
25-denetçi denetime ilk olarak hangi finansal tablonun kalemlerini baz alarak başlar?
-bilanço
26-denetçinin hazır değerler grubunun denetiminde titiz davranmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
-hile ve yolsuzluğa karşı en riskli kalemler olması
27-aşağıdakilerden hangisi borçlara ilişkin bir uygunluk testi değildir?
Tahakkuk etmiş tüm ücretlerin,faizlerin vergi ve sosyal güvenlik kesintilerinin yeniden hesaplanması
28-müşteri ile denetçi arasındaki anlaşmazlıklarda kanıt olarak kullanılan mektuba ne ad verilir?
-müşteri beyan mektubu
29-aşağıdakilerden hangisi bilanço sonrası olayların gözden geçirilmesi aşamasında yapılmaz?
-denetçiye verilen sözlü beyanları doğrulamak
30- mali tablolarda tam açıklama kavramına hiç uyulmamışsa denetçi ne tür görüş bildirir?
-olumsuz görüş

11 Mart 2009 Çarşamba

THE READER



Kate Winslet 2008 oscarı kazanmış bu filmdeki oyunculuğuyla.

okuma yazma bilmeyen bir kadın ve ona 15 yaşında aşık olan bir çocuğun hikayesi.

Aniden kadın gidiyor aradan geçen yıllar ve bir mahkeme salonunda karşılaşma.

Film bittiğinde eğer güzel şeyle hissediyorsam o film güzeldir.

Hafta sonu da kesişen yollar ve body of lies (yalanlar üzerine) filmlerini izledik.

Güzeldi filmler.

zaten ben film izlemenin kendisini seviyorum.

Kurulmuş güzel bir hikaye üzerine görüntü aksın benim için yeterli.

Mutlu oluyorum :)

Çok güzel bir terapi film izlemek.

10 Mart 2009 Salı

ORDAN BURDAN

hızlı hızlı yağıyor yağmur.
yanımızdaki okulda çocuklar elleri yukarda koşuyorlar yağmurun altında.
ve bağırıyorlar gülerek.
İzleyince gülesim geldi.
Şimdi onu anlamayan bi büyük bağıracak ona:ıslanma gel buraya.
Ama onlar ıslanmaktan öyle çok zevk alıyorlar ki :))
Dolu yağdı önce.Hemde ne yağma.
Çığlıklar kulakları tıkadı.Kaçmıyorlar da.
Tam bir eğlence herşey onlara.
çocuk gibi olmak lazım işte.
yağan yağmurda ıslandığın için sızlanacağına ki zaten ıslanmışsın geriye dönüşü yok,zevkini çıkar işte.
Bu sıralar herşeyin dolu tarafına bakmak lazım.
yoksa sıkıntılar insanı içine çekiyor.
İzin vermemek.
zaman da geçiyor.Bir daha ben 2009 yılımın şubatını martını geriye getiremiycem.
O zaman neden küskün ayrılayım.
Akşam eve gidince kocayla mutlaka günün özetini yaparız.
sanki onunla konuştuğumda daha bir hafifliyor kriz :)
İşyerinde de herkes başladık fiskosa.Ne yapalım,ne olur,kim ne yapacak,vs.
Aynı şartlarda olunca insanlarla ,özeli kalmıyor bazı şeylerin.
Hangimiz daha rahatız,kimin aciliyeti var.
İnsan insanın kurdu derler ama aynı zamanda da ferahlığı.
neyse.
ne yazasım vaaar ne konuşasım.
opsiyon piyasaları beni bekliyor :)
Ders çalışmaktan da sıkıldım ayrıca.

7 Mart 2009 Cumartesi

DEVAM

Sadece başörtülü kadınlardan yüksek performanslı dindarlık beklentisi marazi bir takım durumları da ortaya çıkarıyor.
* * *
Bizim camiadaki bir çok erkekte gördüğüm bir şeydir; kadınların sigara içmesini, pantolon giymesini, başörtülerinin şeklini, gülüp konuşmalarını İslamilik açısından sorgulanacak bir mesele olarak ele alırlar.
Kendilerini ise bu sorgulamadan hep muaf tutarlar.
Herhalde erkeklerimiz mahşer gününde erkek olmaktan dolayı kayırılacaklarını düşünüyorlar. Ya da cennetin erkeklere, cehennemin da kadınlara ayrıldığına inanıyorlar.

AYŞE BÖHÜRLER / YENİŞAFAK

6 Mart 2009 Cuma

CİP KADAR BAŞINIZA TAŞ DÜŞŞÜN :)

Başörtü&cip yazısındaki yorumları okudum haber7 de.
Millet inanılmaz saçmalamış.
Zaten ekseriye erkekler.
Başörtüsünde zaten kadınlardan çok -yani onu takanlardan -erkekler öter durur.
Onlara giren yok çıkan yok.
Kapıda başörtüleri yüzünden beklemezler.
Hatta koşa koşa giderler derslere.
Ama sor içleri kan ağlar :)
E ozaman sen de girme derse pezevenk.
Yok..
Kendi menfaatleri olunca ne din ne iman ne de bacıları söz konusu oluyor.
şu bacım kelimesinden de nefret ediyorum.
Bilahare yazarım onu da birgün.
Yorumlarda aslan refahçılar döktürmüşler:israftan çıkmış tayyipe girmiş.
Erbakan hocalarının yediği naneleri anlatan yok ama.
Oğullarının kızlarının yediklerini.
Zaten başörtülü KIZLAR ne çektilerse refahçılardan çekti.
Allahtan %2 lik destekçileri var.
Onlara da kapak oldu o seçimler.
Ne tuhaf.
CHP ne düşünüyorsa refahçılar da aynı şeyi düşünüyorlar.
Ya insan o zaman bile durup düşünür?
Kiminle aynı paydaya düştüm hayırdır diye.
Gelelim cip meselesine.
İsteyen istediğine iner de biner de.
Afrikadaki açlardan cipe binen başörtülü kızlar mı mesul ya????
Gecekonduda yaşayan vatandaştan zengin dindar mı sorumlu.
O dengesizlik cipe binmemeyle değil sosyal devlet projeleriyle hallolur.
Kazanmasınlar mı?
Cipli bir kapalı kadının arabasına tekme atarken "buna da mı bindiniz" diyen adamla,kızan dindar arasında ne farkı var?
Yok efendim israfmış.
Ne tasarruf ? Otobüs mü?
Fortçularla haşır neşir mübarek toplu taşıma araçları mı?
Malının zekatını veren adamı,kadını hiçbirşeyle suçlayamazsın!!
Zekatını vermiyor,yoksula yardım etmiyorsa zaten allah onun malını başına sarar.
Ki zaten dindar da olmaz o adam.
O zaman kime ne diyorsan de.
ha birde nerden bileceksiniz insanların nereye ne yardım yaptıklarını?
Belki altındaki cipten kat be kat burs veriyordur?
Hem sakallı hacılar binince israf olmuyor da kapalı kadın binince niye kaşınıyorsunuz uyuz uyuz?
Kimin hangi arabaya bineceğini kim tayin ediyor türkiye de?
Yani kaç milyara kadar sevap kaç milyara kadar günah ?
Bu ülkede kapalı kadına atılan dayak kadar kimseye sopa atılmadı.
Laikçisi vurdu.dindarı vurdu.vs.
Başörtüsü görülen bir nesne olduğu için ilk tepki hep kapalıya.
A kapalı ama giydiğine bak
A kapalı ama makyaja bak.
kapalıya bak cipe binmiş.
kapalılarda 5 yıldızlı otellerde ,yazıklar olsun.
Kapalı kadın ama şu kıyafetlere bak.bu ülkede asgari ücret ne kadar ?
Ya aç olan vatandaşın ekmeğinden çalıp da cipe binmedi ki.
Ama şunu dersin.
İktidara gelince dini kullanarak haram yollarla ihale aldılar sattılar vs.
O zaman onun dinle başörtüsüyle alakası yok.
O cebi doldurmak.
Haramdır.Nokta.İstersen çarşaflara dolan farketmez.
kazancın haram yollarla kazanıldıysa zaten otobüse binsen de günaaaah cipe binsende.
zekatını verdiysen helali hoş olsun.
Takva da ise gözü zaten o kadın ne dışarı çıkar ne cipe biner.
Günah ile sevap,takva ile fetva ayrımını yapamayanlar çok konuşuyorlar.
Aslında mesele din iman değil.
ver o parayı o çok müslüman arkadaşa,tozunu attırır.
Maksat bağcı mı üzüm mü karıştırıyorlar.
Sen takva yolunda isen zaten cipe kadaaar.
İlk önce bakıcaksın evine,etrafına.
Kullandığın telefona,baktığın televizyona,yediğine içtiğine.
Herşeyi hallettin de bir tek araban kaldıysa o da sana kurban olsun :)))

İNANILMAZ GÜZEL BİR YAZI

başörtüsü ve cip tartışmalarında yazılmış en güzel yazı bence.
Altına imzamı atarım.Okurken içimin yağları eridi.
Zaten türkiye de laikler kadar yobaz insanlardan da çekti başörtülüler.Birde şunu öğrenmişler :başörtüsü mağduriyetin masumiyetin,mazlumun simgesi.
Yok ya.ne başlarına taktıkları var ne de sustukları.Kardeşim bu kadar çok simgeyi yükleme bize.
Bi rahat bırakın kapalı kızları yaaaa.
Neyse yazı harika.Refah partililere de kapak olsun.Zaten hiç sevmem o düşüncedeki insanları.
***
28 Şubat sürecinde Türkiye’nin çok hassas günlerden geçtiği dönemde Prof. Dr. Necmettin Erbakan 54. Hükümetin başbakanı sıfatıyla başkanlık konutunda sarıklı, şalvarlı bir gruba yemek vermişti.
O günlerde her gün canlı yayınlanan Haber Kritik programı yapıyordum.
Canlı yayında, “böylesine hassas günlerde bu ne iş, bu görüntüler acaba kime hizmet ediyor?” diye sorduğumu hatırlıyorum.
Tam da o süreçte hikmetini hala anlayamadığım böylesine bir davette beni en çok rahatsız eden, gerek gazetelerin gerekse de televizyon kanallarının haberi verirken kullandığı müstehzi üslup olmuştu.
Türk medyası sakallı şalvarlı insanları Mercedes’e ve cipe yakıştıramamış, günlerce dalga geçmişti.
Öküz arabası veya kağnı ile geleceklerini sanıyorlardı demek ki? En azından zihinlerindeki algının öyle olduğu anlaşıldı.
Başbakanlık konutundaki o yemekten zerre kadar hazzetmeyen ben, toplantıyı eleştirmeyi bırakmış, dindar insanlara Mercedes’i yakıştıramayan, aşağılayan, dalga geçen medyanın tavrının ne kadar rahatsız edici olduğunu günlerce ele almıştım.
Dindar insana adam gibi yaşamı hor gören zihniyetin bu tavrı, başbakanlık konutundaki yemeğe olan rahatsızlığımın önüne geçmişti.
5 yıldızlı otellerde nezih ortamda Müslümanlara iftar yemeğini yakıştıramayan da aynı zihniyettir.
Onlar ancak dindar insanı iftar çadırı ve otobüs kuyruğunda görmek isterler.
Hakeza, 5 yıldızlı otellerde Müslüman hanımefendilerin ağız tadınca tatil yapmasını alay konusu edenler de, Mercedes’i yakıştıramayanlarla aynı zihniyettendir.
Aradan yıllar geçti…
Rahmetli Özal’ın teşvik etmesi, cesaret vermesi ve elinden tutup dünyaya açması sayesinde Anadolu sermayesi giderek güçlenmeye başlayınca, asırlarca sadece alıcı olarak görülmüş, üretimden uzak tutulmuş çarıklı Anadolu insanı da toparlanmaya ve insanca yaşama hakkına kavuşmaya başladı.

Cipe kim binemez?

Bu satırları neden yazma gereği duyduğumuza gelince…
Saadet Partisi’nin İstanbul Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu'nun başörtülü kadınlara cipi yakıştıramayan tavrını ve beyanlarını anlayamadığımı, bu konunun biraz daha izaha muhtaç olduğunu ifade etmeliyim.
Ülkenin geri kalmışlığının, yoksulluğunun ve gelir dağılımı bozukluğunun nedenlerini başörtülü hanımların bindiği cip üzerinden izah etmek ve gelinen noktanın tek sorumlusu onlarmış gibi göstermek ne derece adildir.
Eğer muhafazakâr kesimler cipe binmeye başlamışlarsa bu olsa olsa sosyo-ekonomik açıdan toparlanmaya, ekonomik çarktan hak ettikleri payı almaya başlamışlardır demektir. Yani iyiye alamettir.
Sayın Bekaroğlu’nun sözlerini ilk duyduğumda, Sayın Erbakan’ın davetine Mercedes ve ciplerle giden sarıklı - şalvarlı insanlarla dalga geçen zihniyetin tavrı geldi aklıma. Acaba arada ne fark diye düşündüm.
İslamiyet yoksulluğu şirke düşmeye en yakın durum görür ve ağır bir imtihan olduğunu yansıtır… Hakeza kırsal yaşam ve köylülük teşvik edilmez dinimizde. Kentlilik ve varlık sahibi olmak daha çok teşvik edilir.
Ben şunu anlayamıyorum: Helalinden kazanılmış servete sahip olmak ve ona uygun bir yaşam tarzı oluşturmak neden yadırgansın?
Zenginlik neden ayıp olsun?
Neden bir dindar insan, Boğaz kenarındaki yalısında denize sıfır noktaya seccadesini sererek namazını kılamasın, yatında misafirlerini ağırlayamasın?
Eğer zenginliğine uygun bir hayırseverliği ve yardım duygusu yoksa zaten hesabını Allah’a verecektir.
Ama başkasının helalinden kazanılmış zenginliğine ve ona uygun yaşam tarzına laf etmek ne kadar doğrudur?
Başörtüsüne karşı olanlar, hanlarında hamamlarında, yatlarında yalılarında başörtülü kadın çalıştırmakta mahzur görmüyorlar. Bekaroğlu’nun açıklamalarından anlıyoruz ki, cipe de binmemeliler.
Eğer dindar hanımefendiler Sayın Bekaroğlu’nun belediye başkanı olduğu şehirde imkânları olsa bile otobüslerde ve köhne araçlarında sürünmeye devam edeceklerse, insanca yaşam hakkına sahip olma konusunda nasıl umutlu olabilecekler?
Nitekim Radikal yazarı M. Akif Bek’i, “Bekaroğlu İstanbul’a belediye başkanı seçilirse, başını örtenler acaba metrobüse de binebilecekler mi?” diye sorma ihtiyacı duydu.
Sayın Bekaroğlu başka bir açıklamasında da; “Türkiye’de çok sayıda harem-selamlık havuzları olan 5 yıldızlı otel açıldı” eleştirisini getiriyor. Müslüman bir insanın usulüne uygun tatil yapmasında ne engel var?
Son aylarda birçok ortamda Muhafazakâr insanların pahalı araçlara binmesinin eleştirilmesine denk geliyorum.
Fakat birçoğu binme imkânı varken bundan imtina eden insanlardan oluşmuyor. Sanırım, hafif bir kıskançlık ve çekememezlikte söz konusu.
Kâbe’ye gidenler nezih otel ortamlarında Hac ve Umre yapma imkânı varken neden üçüncü, dördüncü sınıf pansiyonlarda kalsınlar… Sefillik içinde Hac yapmak, nezih imkânlar içinde Hac yapmaktan daha mı sevap? Keşke herkesin özel uçağı olsa da, istediği an kuş misali gidip gelebilse… Nezih ortamlarda Haccı eleştirel anlamda en çok gündeme getiren ve ekrana taşıyan kanallar, din diyanetle en az ilgisi olanlar. Nedense orada da bir yakıştıramama durumu söz konusu...
Sayın Erbakan’ın yalı sahibi olmasını, marka giyinmesini, yaşam tarzındaki kaliteyi haklı olarak asla yadırgamadı Refah Partisi tabanı. ‘Yakışır Hocama’ dediler. Sayın Erbakan’ın ailesine yakışan, diğer Saadetli bayanlara ve tüm topluma neden yakışmasın?
Sayın Bekaroğlu’nun seçim kampanyası birçok açıdan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile benzerlik gösteriyor. Biz isterdik ki, Sayın Bekaroğlu toplumun hangi kesimi olursa olsun insanca yaşama kavuşacağı bir kent hayalini daha çok ön plana çıkarabilse ve kampanyasını o minval üzere kurgulayabilseydi.
Seçim kampanyasından şimdilik hafızalara kazınan, Kılıçdaroğlu ekibinin çarşaflı kadını otobüsten, Bekaroğlu’nun da başörtülü kadını cipten indiren tavrı olarak görünüyor.
Arada biraz fark olmalı değil miydi?
Partilerin Muhafazakâr kadına biçtikleri rol bağlamında kafalarının karışık olduğu böylesine bir ortamda Dünya Kadınlar Günü’nü tüm içtenliğimle kutluyorum.
Az sabır… Göreceksiniz baş tacı olduğunuz günler gelecek...

Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber7

4 Mart 2009 Çarşamba

CANIM SIKILIYOR CANIM

İnanılmaz canım sıkılıyor.
Havalar açtı mı başlar bende bu menopozlu teyze buhranları.
Camdan bakıp bakıp oturduğum yerde sinir küpüne dönerim.
nasıl olduğunu anlayamadan.
Dışarı gidip gezemem istediğim gibi belki de ondan.
Zaten bu aralar canım burnumda.
Kilo aldım hemde çok.
Secdeye giderken fermuarım cırt cırt iniyor.
Fazla nefes aldığımda eteğim inliyor :)
***
Ders çalışasım yok.Hoş bitti sayılır dersler,zaten bu ay sonu imtihanlar var.
Ama şimdiden ne kadar boş beleş bir işle uğraştım hissi var içimde.
Ne kestin koç,ne yedin hiç.
Aöf benim içim bu sözden ibaret.
***
Sigarayı içmedim bugün.
Bir aklım diyor ne kadar zararlı ne gerek var zehra,bir aklım diyor sen dikkatli bir içicisin kasmaya gerek yok.
Neyse ne.Hem çocuğa kadar vücudum dinlensin,arınsın diyorum.
Hoş çocuğa kadar belki nirvanaya bile ulaşırım :))
Belki işyerinde içmemek yeterli olur.
zaten doktorda öyle dedi.Adedi fazla bulmuştu.
***
Şu kriz canımı sıkmaya başladı.
Ne zaman "ahanda şimdi yırtıyorum"desem,pat bir engel çıkar.
Şimdiye kadar hep böyle geldi ve böyle gidecek.
Düzelmesini beklemiyorum.
Alışmak kaldı bir tek.
Herşey tam diyemiyor insan,pardon dedirtmiyor Rab.
Tam rahatlıycaz dedik elimizde patladı kriz.
***
Şimdi o kadar canım sıkılıyor ki.
İçimden pencereyi açıp bağırmak geliyor :))
Yürüyüşe çıkmak ya da.At gibi yürümek rahvan rahvan :)
Bu havalarda,-bahar havasında-hep işyerlerinde camlardan öküz gibi seyretmek vardı nasibimde.
Canımın sıkıntısını yemekten alsam desem,onu da yapamıyorum,kilolarım alacağım bütün zevki piç edecek.
Ders zaten çalışmak istemiyorum ama çalışmadığım için extra bir eziyet de o veriyor.
Lanet olsun ya :)
***
Beni bu havalar şizofren,Bu piyasalar paranoyak,Bu sigara hasta,Bu sinir berbat,Bir umut abad EDECEK.
***
Düşünüyorum şimdi neler olsa keyfim yerine gelirdi ?
Herşey yerli yerinde de olsa gene bulurduk bir nane,canımızı sıkacak.
Ya da olurdu bir dert,sıkıntı.
Evet ben bir gayr-ı memnunum.
Memnun olmam için olması gerekenler olmayacak ve hep içimde kalacak bu memnuniyetsizlik.